Depremin Bütün Üşüyen Emekçileri Birleşin!


Depremin Bütün İşçileri Birleşin; birleşin ve yıkık bir kentte dahi iş akışlarını, kar-zarar hesaplarını, muhasebe kayıtlarını başı boş bırakmayın.

23 Ekim Van depreminin üzerinden bir aydan fazla bir zaman geçti. Toplumsal olanı ilgilendiren tüm diğer meseleler gibi toplumsal bir yığın gösterge/sonuç üretti. Depremin şiddeti büyüktü, bereket versin ki ırkçı sarsıntılar kısa sürdü.

Halkın yardımına yine ilk olarak halk koştu, devlet politika dersinden sınıfta kaldı, vali kopya çekti ve yerel yönetimler yerel yerel yerildi. Enkazın altında kalanlar, üstüne çıkanlar, içine girenler veya etrafından dolaşanlar ile ilgili onlarca köşe dolduruldu.

Milyonluk kent eksi bilmem kaç derecede bir çadırın dandik bezine teslim edildi. Kalıcı konutlardan kalmadı, konteynırlarda uyuşturucu kaçırıldı ve soğuktan donan elleri bebelerin çadır içinde alevlere yenik düştü.

Peki ya onlar? Depremsiz hayatları da bir trajedi sahnesinden farksız olmayan emekçiler?  Yılın yaratıcılık ödüllerini, bilançolarındaki kabarık rakamlarla süpüren bir bankanın deprem sonrası ilk günden itibaren bina içinde çalışmaya devam eden işçileri.

Ya da afet bölgesi diye gönderilmiş otobüs şubeyi çok katlı binaların altına park edip güvenlik illüzyonuna kurban edilen bir başka bankanın talihsizleri.

23 Ekim depreminde Van merkezde çöken az sayıdaki binalardan birinin yanındaki ÅŸube çalışanları hemen yanı baÅŸlarında çöken binanın enkazından çıkarılmadan insanlar, günlük iÅŸ ritimlerine devam ettiler, fiÅŸ kestiler, satış yaptılar…

Nihayetinde zerre sarsılmadı bu reklamcılık abideleri, güven timsalleri, ekonominin direkleri…

DiÄŸer tarafta kendisi sıcak ve güvenli bölgelere göçen küçük ve orta esnafın iÅŸin başında bırakıp gittiÄŸi çadırcı aylıkçıları, milli eÄŸitim dışında iÅŸine devam eden 657′lileri, kendi naylon barakalarında yeni ev umutlarını repo eden kamu emekçileri.

Bir ütopyanın tersten yaşanışı gibi her şey, kentin yoksullarına bırakılmıştı adeta tüm kentin sokakları. Sadece emekçilerden oluşan bir kent hayali gerçekleşmişti ama bir trajedi biçiminde.

Hiç kimse onlardan ve olanlardan bahsetmedi, çünkü işler bir şekilde devam etmeliydi, sismik grafikler bilançolara yansımamalı ve depremin yıktığı hayatlardan yeni imkânlar ve fırsatlar türetilmeliydi.

Hiç kimse onların da bu travma mekandan uzaklaşmasından bahsetmedi, çünkü dar gelirlinin travması olmazdı. Ekonominin de şakası olamazdı.

Dünyanın bütün emekçilerini geçtim, yıkık bir kentte kalan depremin bütün üşüyen emekçileri birleşin!

BirleÅŸin, sizleri de yakmadan bu çadır kentler…(TK/ÖD)